Son dönemde CHP’de yaşanan gelişmeler ve Kemal Kılıçdaroğlu etrafında şekillenen tartışmaların bir bölümü, bilinçli biçimde Alevi kimliği üzerinden okunmaya ve yönlendirilmeye çalışılmaktadır.
Öncelikle açık biçimde ifade etmek gerekir ki; Alevi kimliğini hedef alan nefret söylemi, ayrımcı dil ve aşağılayıcı yaklaşımlar hiçbir koşulda kabul edilemez. Ancak tam da bu noktada dikkat edilmesi gereken temel mesele, siyasal krizlerin bilinçli biçimde kimlik eksenine çekilmek istenmesidir.
Çünkü kimlikler üzerinden kurulan her siyasal tartışma, asıl meselenin üzerini örter; toplumsal kutuplaşmayı derinleştirir ve demokratik zemini zayıflatır. Demokrasiye inananlar bu tuzağa düşmemelidir.
Bugün tartışılması gereken konu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Alevi kimliği değildir. Tartışılması gereken; Türkiye’de demokratik siyasetin daraltılması, yargı süreçlerinin siyasallaşması, siyasal alanın yeniden şekillendirilmesi ve muhalefet alanına yönelik müdahale iddialarıdır.
Demokratik kamuoyunun geniş bir kesimi açısından CHP’ye ilişkin tartışmalı mutlak butlan süreci yalnızca parti içi bir mesele değildir; aynı zamanda Türkiye’de siyasal dengeleri etkileme girişimi olarak da okunmalıdır.
Kemal Kılıçdaroğlu konusundaki siyasal sorumluluklar, kimliklerin arkasına saklanılarak değil; ortaya çıkan sonuçlar ve bunların toplumsal etkileri üzerinden tartışılmalıdır.
Açık konuşmak gerekirse; bugüne kadar Kemal Kılıçdaroğlu’na yalnızca Alevi olduğu için destek verenlerle, geçmişte yalnızca Alevi olduğu için karşı çıkanlar aynı anlayıştan beslenmektedir. Demokratik toplumlarda siyasal tercihler; kimlikler üzerinden değil, ilke, program, liyakat, hesap verebilirlik ve toplumsal fayda üzerinden şekillenmelidir.
Kılıçdaroğlu’na yönelik siyasi eleştiriler meşrudur. Ancak bu eleştirileri Alevi karşıtlığına dönüştürmek isteyenlerin kurduğu tuzağa Aleviler düşmemelidir. Bu durum yalnızca demokratik kültüre değil, toplumsal barışa da zarar verir.
Aleviler, tarih boyunca dışlamanın, ayrımcılığın, provokasyonların ve siyasal manipülasyonların sonuçlarını ağır biçimde yaşamış bir toplumsal hafızaya sahiptir. Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey refleksif öfke değil; tarihsel bilinç, siyasal akıl ve toplumsal sorumluluktur.
Demokratik irade yalnızca bize yakın olanlar için değil, herkes için savunulmalıdır.
Türkiye’nin ihtiyacı yeni fay hatları üretmek değil; hukuk devletini, demokratik siyaseti ve toplumsal dayanışmayı yeniden güçlendirmektir.
Provokasyonlara değil, demokratik akla ihtiyaç vardır.
Kılıçdaroğlu’nun siyasi tercihleri ve bu tercihlerin sonuçları kuşkusuz tarih tarafından değerlendirilecektir.