Dünya uzun zamandır savaşların gölgesinde yaşıyor.
Ukrayna’da devam eden savaş, Gazze’de yaşanan yıkım ve Ortadoğu’daki gerilimler yalnızca cephelerde ölüm ve yıkım yaratmıyor; ekonomileri sarsıyor, toplumları bölüyor ve milyonlarca insanın hayatını altüst ediyor.
En ağır bedeli ise çoğu zaman savaşa karar verenler değil, savaşın ortasında kalan insanlar ödüyor.
Bir annenin çocuğunu kaybetmesi için hangi bayrağın altında öldüğünün bir önemi var mı?
Bir çocuğun evini kaybetmesi, hangi siyasi gerekçeyle açıklanırsa açıklansın, o çocuğun acısını azaltıyor mu?
İnsan hayatını merkeze aldığımızda cevap açık:
Hayır.
Bu nedenle barış meselesine yalnızca ülkelerin, hükümetlerin veya siyasi liderlerin penceresinden bakamayız.
Kendi coğrafyamız da bundan bağımsız değil.
TÜRKİYE’DE BARIŞIN ADI: KÜRT MESELESİ
Türkiye’nin Kürt meselesi, artık yalnızca geçmişin acılarını anlatan bir başlık olarak ele alınmamalı. On yıllardır süren çatışmada 40 binden fazla insan hayatını kaybetti; geride aileler, travmalar, ekonomik kayıplar ve toplumun hafızasında derin yaralar kaldı.
Bugün önümüzde yeni bir fırsat varsa, bunun anlamı geçmişi unutmak değil, aynı acıların yeniden yaşanmasını engelleyecek kalıcı bir çözüm kurmaktır.
Bunun ilk şartı açıktır:
Silahların tamamen devre dışı kalması ve siyasetin silahın yerine geçmesidir.
Nitekim 2025’te PKK’nın silahlı mücadeleyi sona erdirme ve örgütü feshetme yönünde aldığı kararın ardından süreç TBMM zeminine taşındı. Parlamento komisyonu, silahsızlanmanın yanında hukuki düzenlemeleri de içeren bir yol haritası hazırladı.
Fakat kalıcı barış yalnızca silahların susmasından ibaret değildir.
Kürt vatandaşların eşit yurttaşlık, kültürel ve siyasi haklarının güvence altında olduğu; insanların kimlikleri nedeniyle dışlanmadığı; siyasi sorunların Meclis’te, hukuk içinde ve demokratik yollarla tartışılabildiği bir düzen de gerekir.
Aynı şekilde devletin güvenlik kaygıları da yok sayılmamalıdır. Şiddet ve silahlı eylem ile demokratik siyaset birbirinden açık biçimde ayrılmalıdır.
Asıl mesele tam da burada ortaya çıkıyor:
Bir yanda silahların bırakılması, diğer yanda bunun karşılığında demokratik ve hukuki zeminin güçlendirilmesi.
Kalıcı çözüm, taraflardan birinin diğerine teslim olması değil; insan hayatının, hukukun ve ortak geleceğin siyasi hesapların önüne konulmasıdır.